En pro-life benim işte...
Yine ben ve yine kürtaj üzerine makale yazıyorum. Bu defa derdim, kadınların gönüllü kürtaj haklarından yararlanamadığı bir ortamların kalkınmalarının mümkün olamayacağı.
Ne alaka?
Çoook...
ondan önce şu pro-life olayına gireyim. Bir grup insanlar bu hak arayışı olayında olayın iki ucu keskin bir şekilde ayırmış, yapanlar da süper adlar yakıştırmış; kürtaj karşıtlarını pro-life, yanlılarını pro-choice olarak.
Tabi bu yorumu tutucu çevresinden bu şekilde görebilirsiniz. Kürtaj hakkını savunan çevreler durumu anti-choice ve pro-choice olarak ifare ederler.
"Pro-life", efenim hepimizin derdi yaşam değil mi zaten. Bir pro-choice da aslında yaşam hakkından söz eder, kadının yaşam hakkından.
Mit; kürtaj yanlıları hiç kimse çocuk sahibi olmasın ister.
Doğrusu; hiçbir kadın kürtaj yapma zorunda olmamalıdır. Her kadın gebeliği önleyici yöntemlere -özgürce- ulaşarak, bedeni ve üreme fonksiyonları hakkında kendisi karar verebilmelidir. Ancak istenmeyen bir gebelik olduğunda da bunu sonlandırma hakkı olmalıdır.
Zorlu alanlar mı?
Bebişim, cinsel ilişkinin iki yüzü var. Birazcık dier tarafından bakarsan duruma belki daha anlaşılır olur. Herneyse, konu hakkında sayfalarca bir makale yazacağımdan burada bitirmek istemiyorum argümanlarımı.
Kürtaj yasal olursa, bunu kadınlar gebeliği önleyici bir yöntem olarak kullanır.
--> he bebişim, he. Bu tıpkı bir hastalığın teşhişinin konması gibi bir şey. Nasıl sen, hissettiğin hastalığına bir teşhis konduğunda, öncesinden daha fazla hasta olmuyorsan, bir hakka sahip olduğunda da olmadığın zamandan farklı bir değişiklik olmuyor.
İnan bana, yeterli bilgiye sahip ve aklı olan bir kimse kürtaj deneyimini anlayabilir. Bu argümana sahip biri mümkünse birkaç dakika düşünüp böle travmatik olabilecek bir deneyimin nasıl peynir ekmek gibi bir tüketim olgusu olamayacağını anlacaktır.
Yaşam hakkı, hepimiz için. Bir kadın istemediği bir çocuğu dünyaya getirdiğinde önce onun için neler olabilir? Kalkınmayla ne alakası var? Ben bu çocuğun maliyetinden öte kadının kendini gerçekleştirme ihtimalinin düşmesi üzerine yoğunlaşıyorum.
Evine beklemediğin anda gelen bir akrabanı düşün, tamamen sana bağlı ve hep seninle. Neler yapabilir ve neler yapamazdın?
İstemediğin bir şey dünyaya getirdiğini düşün? Neler elinden alınırdı?
Kadının çocuk yapma ve yapmamaya kadar verme hakkı vardır. Nedense terazinin sadece "çocuk yap" kısmı ağır çekiyor. Gerçekten bu hakların korunması mı, güvence altına alınması mı?
Neyse... ben kendi makaleme döneyim. Kısaca pro-life vardır, pro-life vardır. Seçeneklerimiz olsun cümbüş gibi, dolu dolu bilgimiz olsun hepsine dair, irademiz gelişşin, hepsine de hepimizin eşit ulaşımı olsun (hakkı deil, direkt ulaşımı). İşte o zaman haklarımızın zevkine varabiliriz.
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
0 comments:
Post a Comment