Kahveyi bırakamadım. Çeşitli sebepleri olabilir tabi bunun ama bilinçaltımda yatan en belirgin olanı "bırakmak zorunda olduğum" düşüncesi. Birşeyi bırakmanız gerektiğinde, hele de hazır değilseniz süper işkence olur.
Ben kahveyi sütlü içen -krema deil süt, lütfen- biriyim. Tabi ki de süper koyu ve galonlarca içen biri gibi değilim ama yine de koydu. Neyse, ben de kahve ile aramda "seviyeli" bir ilişki olmasına karar verdim.
Ayrılıklar da böyle değil midir zaten. Hepimizin kahve zevki gibi ilişki zevki var, bir gün gelir midendeki ağrı çın çın eder ve senin dier organların hazır deilken sen, eeneem kahvem elden gidiyo olursun.
İlişkilerde de şöle bi kontenjan olsa ya, ben kahveyi bırakamam ki hemen, midecik sen cort diye çıktın geldin ama ben hazır deilim ki. Ben şööle bi takılsam bi kenarda, ben kahveden sıkılınca bıraksam desek.
Bunu düşünürken aklıma bir arkadaşımın çok güncel yaşadığı bir örnek geldi. Tamamen alakalı değil ama şööle bi kenarda takılmayla ilişkilendirilebilir biraz sıkarsan :)
Kendisiyle Meksika'da tanıştım. Benim konuşmacı olacağım panelin sunucusu olucekti. İlk toplantıda bir korktum ki. Siyahların yüz hareketlerinden anlayamıyorum ben ne hissettiklerini, bir de bunun mizacı biraz sert olunce ben feci tırsmıştım; eneem bu nefret etti benden die.
Ama olayın sonrası öyle gelişmedi, o akşam yenen grup yemeğinin ardından ben, R ve J (bilemedim ki ne kadar mahremiyete saygı) eğlence olayına girelim istedik. Netice itibariyle Zona Rosa (pink zone), geyler bölgesine geldik. Öyle bir bara girmişiz ki dan diye. Sanırım dünyada ondan daha kötü bir bar ve hele gey barı olamaz. Üçümüz de ayrı ayrı aynı kanıya vardık ki arkadaşların dünyayı gezen geyler olması nedeniyle süper taklı olduğumuza inandım :)
O bar hakkında ayrıca yazılabilir, nihayetinde süper eğlendik ama orada zaman zaman işkence haline gelen pekçok olay oldu.
Klasiktir ya barda yazanlar olur. R evli bir adam, J de nişanlı. İkisinin de parmakta yüzük olduğundan kolayca savdılar taliplerini. Kimse de ama bu yüzükler aynı deil demedi, işte içkili ve loş ortamın güzelliği. Asıl komik olanı benim taliplerim için yaptıklarımız oldu. Aramızdan bir tek R, ispanyolacaya giriş seviyesinde olduğundan o halk ile ilişkiler insanı oluyordu.
Birkaç kere, bizim üçümüzün birlikte olduğunu söyledi. Sonra ki en yarıcısı benim ikisinin çocuğuna hamile olduğumu söylediler. Akabinde biz bunu ilke edinip, oynadık bile. Biri gelince parmaklardaki yüzükleri gösteriyorlar sonra da ben de karnımı işaret ediyorum. Taşıyıcı anne muhabbeti. En yarıcı olanı da, bazıları hakikaten karnımı elliyo ve böle ahh canııım bakışları atıp gidiyorlardı. Annelik ne kutsalmış pehhh didim.
O geceden kısacık bir kuple verdikten sonra J.'nin olayına dönebilirim. Yaptığımız birkaç konuşmanın ardından benim ne kdar yozlaşmış [ =) ] biri olduğumu anlayınca biz muhteşem derin muhabettler yaptık.
Meksika dönüşü evleneceklerini söylediği bir partneri vardı, pek bi domestik onu seven falan. J de seviyodu tabi.
Birkaç hafta önce ayrıldılar. Herşey bitti.
Bence en berbat kısmı, o insanla aynı evde yaşadığınız ve bir sürü mal mülk olayına girdiğiniz zaman oluyor.
J ve sevgilisi evi birlikte almışlar, dolayısıyla ev ikisinin de evi. Ve J. bir bakmış ki ayrıldıktan sonraki hafta sevgilisi eve başka erkekleri getiriyor. Önce sorun olmamış ama sonrasında çok canını yakmış. Netice itibariyle J. bir gaz ile onunla konuşup hissettiklerini söylemiş ve evden çıkmış.
Ben de J.ye ilişki danışmanlığı yapıyorum. Süper bi insan oldum he, güney afrika türkiye arası ağlar üzerinden arkadaşımın yanında olmaya çalışıyorum. O kadar da zor durumlar ki. Uleyn bi siktir çek gitsin diyemiyorsun.
Sonrasında J. yepyeni bir konuyla geldi; yüzüğümü istiyor ne yapayım?
eneeem... bana kal geldi. ama düşününce süper bir soru. Düşünsene, birisiyle çook yakınsın, hayatını birleştirmeye karar vermişsin (ivet bu klişeyi de yaptım) sonrasında ayrılıyorsun ve sanki hiiiç tanışmamışsın gibi.
Ne yapılır ki ilişki bitince?
Ben de sordum hemen; hediyeleri geri veriyor musunuz? bahsi geçmemiş.
Akabinde ben de, o yüzük sana verilmiş birşey. İlişkinin bitmiş olabilir ama o yüzük senin, onunla ne yapacağın sana kalmış. İster atar, ister saklarsın ama onun geri istemeye hakkı yok dedim.
Sadece "sen" istiyorsan geri vermelisin, o istediği için değil dedim.
Neticede yüzük geri verildi. Kim istediği için bilmiyorum, öyle bir durumda insan hangi duygunun kimin duygusu olduğunu bilemez tabi.
J. şimdi başka bir evde. Kendine süper bakan biri o, en kısa zamanda eski haline geri gelicek. Yazmaya başladığı kitabı bitiricek bile.
ilginç değil mi? nasıl bir kahveyi sevdiğimizi bilebiliriz, kahve zevklerimiz zamana ve mekana göre de değişebilir ama ya kahve bittiğinde ne yaparız? Birimiz henüz istemezken diğerimiz kahve içmek istemiyorum ben dediğinde?
Konuşulmalı bunların hepsi. desem de biliyorum kolay değil.
Şimdi de J. nin eskiyen sevgilisiyle kurmak istediği değişik türden [arkadaşlık da denilebilir ]ilişkinin nasıl gittiğini izliyorum. Mesajlar gider, cevaplar gelmez, ya da gelir ama hiç gelmese daha iyidir türünde şu anda...
Keşke insanlar hiiiiç üzülmese.
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
0 comments:
Post a Comment